| Nükleer Enerji Santralleri Konusunda Yapılan Basın Toplantısı Metni (19 Nisan 1979) – Teoman Öztürk |
|
|
|
| Cumartesi, 12 Temmuz 2008 00:12 |
|
Uzmanlık alanında emekçi halk yararına görüş ve öneriler getirmeyi temel bir görev sayan Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği ülkemizde kamu oyunda çokça tartışılan bir konu olan Nükleer Enerji Santrallerini inceleme ve değerlendirmeyi bu dönem programına almıştır. Bu raporda, “çağdaş gelişmelere uyum sağlamak ve yaşanan enerji bunalımına çözüm getirmek” savı ile bir enerji kaynağı olarak başvurulan santraller ve kurulmasına girişilen 600 MWlık Akkuyu Nükleer Enerji santrali çeşitli açılardan irdelenmeye çalışılmıştır. Dört bölümden oluşan raporun genel bilgi niteliğindeki ilk bölümünde nükleer enerji ve reaktörler, yakıt sorunu ve çevre kirliliği, nükleer santrallerde güvenlik ve yer seçimi gibi konumlara yer verilmiştir. Sonraki iki bölümde Türkiye somutunda, doğal kaynaklara üretim ile tüketim talebi değerleri ele alınarak, nükleer enerjinin elektrik enerji içindeki yeri ve payı incelenmiştir. Yine bu bölümlerde ihale ve öncesindeki çalışmalar anlatılmış, işletme ve personel, yakıt ve artıklar, kuruluş ve işletme maliyetleri gibi kanunlar incelenerek gelecekte doğabilecek sorunlar üzerine durulmuştur. Yapılan çalışmaların vardığı sonuçlar ise aşağıda özetlenmiştir. Türkiye gibi geri bıraktırılmış, bağımlı, kapitalist yapıya sahip ülkelerin egemen sınıfları bunalımdan kurtulmanın çarelerini emperyalist sistem içinde ararlar. Nükleer santral yapımı konusunda olgu tekrarlanmakta, sistem amaçlarına uygun davranış tercih edilmektedir. Enerji bunalımının belli bir çözümleyicisi olacağı iddiasıyla, tekellerin önerisi doğrultusunda kısa dönemli karlı bir sömürü aracı olarak nükleer santraller gündeme getirilmektedir. Böylece enerjide tekellerin pazarı genişlemekte, ülkenin dışa bağımlılığı artmakta ve emperyalizmin sömürüsü yoğunlaşmaktadır. Genelde gereksinime duyulan krediler için kapı kapı dolaşılırken, salt bir nükleer santral yatırımı için finansman sağlanması, kredi kaynaklarını bulan ve kullanımını yönlendirenin temelde emperyalist karar mekanizmaları olduğunu ortaya koyar. Öte yandan nükleer yakıt sağlanmasında ileride belirebilecek bir zenginleştirilmiş yakıt üretimi, dar boğazı kaynaklarını kullanmamış Türkiye’nin nükleer enerji üretimini sekteye uğratabileceği gibi emperyalizmin doğrudan siyasal şantaja başvurmasına da olanak sağlayabilecektir.
Türkiye enerji sorununa böylesine bir perspektifte yaklaşım esas olmalı ve nükleer santraller bu bağlamda değerlendirilmelidir. Sorun nükleer teknolojinin reddi yada inkarı sorunu değil, nükleer santrallerin ülke çıkarlarına uygun olmayan zamanlama ve gündeme getiriliş biçimine karşı çıkma sorunudur. Bu kapsamdaki bir incelemenin nükleer santrale ilişkin değerlendirme ve irdelemelerinden çıkan başlıca sonuçlar özetle şunlardır;
Bu kapsamdaki bir inceleme ile nükleer santrale belli bir süre daha gerek duyulmayacağı görülüyor. Oysa santral ihalesi sonuçlanma aşamasındadır ve geri dönüşü giderek olanaksızlaşacaktır. Nükleer santral etüdleri çok önceleri başlamış olmakla birlikte, bir enerji planlaması faktörü olarak ele alınmadığından, bu üretim kaynağının kurulmasına geçilmesi zorlama bir girişim sayılmalıdır. Bu zorlamada TEK’in ilgili Daire Başkanlığının payı ne ölçüdedir bilinmez ama, yapım ve yakıt yönünden tümüyle dış kaynaklara bağımlı kalmak zorundaki bu yatırımın, pazarlama sıkıntısı çeken firmaların imdadına yetiştiği de bir gerçektir. İsveç eski Enerji Bakanı ASEA-ATOM!un yaşama şansının siparişe kaldığını belirtmiştir. Aslında bu girişimin TEK’in diğer daireleri ve enerji sektöründeki yatırımcı kuruluşlarca da benimsendiğini belirtmek yerinde olacaktır. Dünya Enerji Konferansı Türk Milli Komitesince Kasım 1978’de düzenlenen Türkiye 3. Genel Enerji Kongresindeki tartışmalarda bu durum açıkça görülmüştür. Enerji Bakanlığı ise umduğu “nükleer santral gereklidir” onayını bu kongreden alamamıştır. Nükleer Santral üzerindeki ısrarların “yenilikçi” anlayışlardan kaynaklandığını düşünmek yerinden bir yaklaşım sayılmamalıdır. Tüm bu olgulardan hareketle, nükleer alanda başlıca öneriler şöyle sıralanabilir:
Enerji gereksinmesini yalnız çözüme değil, ucuz, bol ve güvenilir olma temel özelliklerine de kavuşturulması gerekir. Bu ise üretimle birlikte tüketiminde gerçek ve geçerli biçimde planlanmasından geçmektedir. Başka bir deyişle, öncelikle sanayi kesiminde elektrik enerjisinin ne amaçla ve hangi ölçülerde kullanılacağını önceden belirleyebilecek bir yapıya sahip olmak gereklidir. Elektrik enerjisi üretimi için hangi kaynak harekete geçirilirse geçirilsin, mevcut ilişkiler sisteminde üretken olmayan sanayi kesimi her zaman enerji tüketiminden büyük paylar alacaktır. Enerji bunalımı gerçekte, kalkınmaya ve gelişmeye katkıda bulunmayan tüketici nitelikli sanayileşme politikalarının kaçınılmaz ürünüdür ve her türlü sıkıntısını emekçi halk çoğunluğu çekmektedir. Bu sıkıntının giderilmesi, sanayileşmeyi doğru rayına oturtacak köklü yapısal değişikler sonucunda ancak gerçekleşebilir. Şimdiki ve gelecekteki enerji bunalımı gerçekte egemen sınıfların sorunu ise, bunalımı tüm neden ve sonuçları ile birlikte ortadan kaldıracak yapı değişikliği de, sıkıntının yükünü çeken emekçi sınıfların sorunudur. Nükleer enerji santrallerinin, ilgili kişi ve kuruluşların katımıyla kamuoyunda yaygın bir biçimde tartışılmasının gereğine inanan Birliğimiz, konuyla ilgili olarak dört kentte paneller düzenlemiştir. 21 Nisan’da Mersin’de, 25 Nisan’da Ankara’da, 28 Nisan’da İstanbul’da, 29 Nisan’da İzmir’de yapılacak olan bu panellere, Birliğimizin yanı sıra, TEK, AEK, İTÜ Nükleer Enerji Enst., ODTÜ Elektrik Müh. Bölümü, Ege Ü. Yer Bilimcileri Fak. Turizm Tanıtma Bakanlığı, Tüm İktisatçılar Birliği Temsilcileri de katılacaktır. |






TMMOB 42. Olağan Genel Kurul'u 31 Mayıs-3 Haziran 2012 tarihlerinde toplanıyor.