| Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu 15-16 Ekim Forum Sonuç Bildirgesi |
|
|
|
| Pazar, 17 Ekim 2010 18:12 |
|
BASINA VE HALKIMIZA Bizler; Suyuna, toprağına, ormanına, emeğine, yaşama sahip çıkanlar, yaşamı savunanlar 15-16-17 Ekim 2010’da İstanbul’da buluştuk Yaşamın kaynağı olan suyu, alınıp satılabilen piyasa malı haline getirenlere; sulama kanallarına, evlerimize, okullarımıza, hastanelerimize kontörlü sayaç takmaya kalkışanlara; akarsularımızı satışa çıkaranlara, su kaynaklarımıza el koyanlara; sularımızı, su havzalarımızı kirletenlere, halkın sağlık hakkını yok sayanlara karşı mücadelede su hakkına, yaşam hakkına sahip çıkmak için bir araya geldik. Yaşam alanlarımızın kar hırsı için sermayenin kullanımına sokulmasına, doğal varlıklarımızın metalaştırılmasına yani piyasa üzerinden alınır satılır mal haline dönüştürülmesine karşıyız. Bizler; Yaşam alanlarını, doğayı sermaye birikimine sokarak yok eden, Bizler suyun yalnız kullanım değerini temel alıyor; suyun ticarileştirilmesinin tüm boyutlarına karşı bütünlüklü bir mücadeleyi önümüze koyuyoruz, “Su kullanım hakkı” anlaşmalarının sadece suyun değil, havzadaki yeraltı ve yerüstü kaynakların da metalaştırılması anlamına geldiğini; su kullanım hakkının şirketlere devredilmesiyle geçimlik tarımsal üretim yapan köylülüğün yıkıma uğratılacağını; endüstriyel tarım şirketlerinin tarım topraklarını ele geçirmesini kolaylaştıracağını ve bu sürecin köylüleri göçe zorlayacağını biliyoruz. Suyu ticarileştirmesinin yanında ekosistemi de tahrip eden HES projelerini; havzaların planlanarak sermayeye satılması anlamına gelen, AB su çerçeve direktifinin önerisi olan “bütünleşik havza planlamasını” reddediyoruz. HES projeleriyle derelere yapılan saldırının enerji gereksinimi için yapıldığına inanmıyoruz. HES projeleriyle kanallara alınan, yatağından, topraktan, canlılardan havadan koparılan suyun yaşam için gereken özellikleri değiştiği için, HES yardımıyla sudan enerji elde edilmesinin yenilenebilir olmadığını savunuyoruz. Enerjinin halkın değil sermayenin ihtiyacı olduğunu hatırlatıyor, enerji gereksinimi iddiaları ile doğal varlıkların ticarileştirilmesini kabul etmiyoruz. Yapımı başlamış veya tamamlanmış HES’lerin kalkması için de mücadelemizin süreceğini duyuruyoruz. Bu mücadelede sadece kendi yerelimize sıkışmadan tüm akarsuların ticarileştirilmesine karşı çıkıyoruz. Benim köyümde yapılmasın başka yere yapılabilir diyenlere sadece kendi vadisindeki mücadeleyi örmenin yanlışlığını aktarmak mücadelemizin ortak hedeflerindendir. Doğanın su hakkının pazarlık konusu edilemeyeceğini ilan ediyoruz. Suyun ticarileştirilmesine karşı mücadeleyi sadece akarsularımızın uluslararası su şirketlerine satılmasına karşı mücadeleye indirgemiyoruz. Biliyoruz ki sularımızı ticarileştiren sermayenin dili, dini, milliyeti yoktur. Mücadelemiz; kapitalizmin tüm saldırılarına karşıdır. Suyun ticarileştirilmesine karşı mücadele aynı zamanda bu saldırı karşısında kendini savunamayanlar için doğa için; doğanın varlığını sürdürmesi için verilmektedir. Özellikle HES projeleri Hasankeyf ve Allianoi örneklerinde olduğu gibi suyla birlikte şekillenen yerel kültürleri, tarihsel varlıkları yok ediyor. Suyun ticarileştirilmesine karşı mücadele ederken tarihsel varlıkları ve yerel kültürleri korumak için de mücadele ediyoruz. Suyun ticarileştirilmesinin sonuçlarını en ağır biçimde yaşayan kadınlar su hakkı mücadelelerinin en önünde yer almaktadır. Suyun ticarileştirilmesine karşı mücadeleye kadınların özgül taleplerini katıyor, kadınların mücadelenin öznesi olmaları önündeki tüm engelleri kaldırmak için de mücadele ediyoruz. Doğamıza yaşamımıza saldıranlar, halkın elinden topraklarını fahiş fiyata alıyor. Yerel dernekler, muhtarlar para desteğiyle işbirlikçileştirilmeye çalışılıyor. Geçim araçları elinden alınan, yoksullaştırılan halk iş vaatleriyle ikna edilmeye çalışılıyor. Köylere cami yapma gibi yöntemlerle halkın inançları kullanılıyor. Şirketler kimi yerde kamunun yerine getirmesi gereken görevler olan okul, yol gibi temel yatırımları üstlenerek göz boyamaya çalışıyor. Kimi belediye başkanları, valiler, kaymakamlar direnen halkın karşısında şirketleri savunarak çıkıyor. Mücadele edenler tehdit ediliyor, polis ve jandarma tarafından zor kullanılıyor. Gözaltı, yargılanma, para cezaları ve tutuklanma saldırılarıyla karşı karşıya kalıyor. Şirketler artık özelleşmiş zor aygıtlarını da yaratıyor. Özel güvenlik birimleri halka saldırıyor. Buradan duyuruyoruz: Direnenler yalnız değildir. Tüm bu saldırılara karşı birlikte mücadele edeceğiz. Açık ki sermayenin bir silah olarak kullandığı işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği yaratan da bu sistemin kendisidir. Mücadelemiz aynı zamanda güvenceli iş ve insanca bir yaşam mücadelesidir. Anadolu’nun dört bir yanında suyun ticarileştirilmesinin farklı biçimlerine ve kapitalist üretim biçiminin suda, doğada yarattığı yıkıma karşı mücadele edenlerin iletişim ve dayanışma ağlarını yaratmak; olanakları paylaşmak bu şekilde mücadeleyi güçlendirmek ve büyütmek öncelikli hedeflerimizdendir. Doğru bilginin halka hızla ulaşması; bilimin halkın ve doğanın yararına kullanılması için bilim insanlarımızın içinde yer aldığı örgütlenmeyi yaratmayı hedefleyeceğiz. Biliyoruz ki suyun ticarileştirilmesine karşı mücadelenin temel dayanağı halkın mücadelesidir Hukuk mücadelesi ancak bu temeli desteklemek için kullanılabilir. Yürütmenin durdurulması kararlarına karşın Başbakan’ın HES açılışı yaptığı uygulamalarda olduğu gibi hukuk kazanımlarının hiçe sayıldığını, ÇED raporlarının ve kararlarının göstermelik olduğunu da biliyoruz. Buna rağmen; bizler mücadelemizi destekleyen hukukçuların sayısını arttırmak ve hukuk alanında deneyimlerin paylaşılacağı zeminleri oluşturmak; baroların bu süreçte gönüllü desteklerini sağlamak için çaba göstereceğiz; Dünya’da suya ve doğaya karşı süregiden saldırıya direnen halklarla temas kuracağız, mücadele deneyimlerimizi paylaşacağız. Suyun ticarileştirilmesine hayır platformu bu noktada yazılı ve görsel malzeme üretimi yapacak; internet sitesini mücadelelerin birbirlerinin deneyimlerinden haberdar olacakları biçimde yenileyecek; suyun ticarileştirilmesinin boyutları ve HES projeleri hakkında bilgi verebilecek insan sayısını çoğaltmak için eğitim çalışmalarını sürdürecektir. Bu noktada etkinlikleri, gelişmeleri, yasal değişiklikleri, direnişleri duyurmak için yayınlar yapmayı, basını ve ortak iletişim hatlarını kullanarak bilgiyi ve deneyimlerini paylaşmayı sürdüreceğiz. Suyun ticarileştirilmesine karşı mücadelenin özneleri ve platform bileşenleri olarak üzerimizdeki sorumluluklardan biri HES’ler ya da kontürlü sayaçlar gibi suyun ticarileştirilmesi saldırısının temel adımlarından ve yaratacakları sonuçlardan haberdar olmayanlara ulaşmaktır. Bu noktada yoğun bir bilgilendirme ve örgütlenme çalışması programlamayı hedefleyeceğiz. Anadolu’nun dört bir yanında maden şirketlerine, GDO’lu ürün ve tohumlara, termik-nükleer santral projelerine, HES projelerine, su şişeleme şirketlerine, kentlerde suyu ticarileştirme uygulamalarına; 3. Köprü gibi kentsel rant projelerine yani kapitalizmin doğaya, emeğe yönelen saldırganlığının karşısında direnenlerle mücadelemizin ortak olduğunu söylüyor, direnişi büyütmek için yan yana geliyoruz… Suyu ve doğanın her parçasını metalaştırmaya çalışanlara, kentte kırda insanların ve diğer canlıların yaşam hakkına saldıranlara; sadece suyu metalaştırarak değil eğitimden sağlığa, barınmadan ulaşıma tüm yaşamsal ihtiyaçlarımızı piyasalaştıran, emek gücümüzü sömüren emperyalist kapitalist sisteme karşı mücadelemiz ortaktır. Toplumsal muhalefeti örgütlemeye ve hak arama mücadelelerimizi alanlarda ortaklaşarak yürütmeye kararlıyız. Suyu, toprağı, ormanları, meraları ticarileştiren, emeğimizi sömürenler; bu sürecin yürütücüsü olan başta AKP iktidarı olmak üzere tüm kurum kuruluş ve kişiler, sponsorluk yapanlar, bankalar, şirketler mücadelemizin hedefidir. Teşhir etmeye mücadele etmeye devam edeceğiz… Doğal varlıkları metalaştırılmasına destek veren bilim insanları, şirket ve kamu yönetimlerindeki mühendisler de halka ve doğaya karşı işlenen suçların ortağıdır. Bu konuda bu kişilerin bağlı oldukları meslek odalarını ve görevi halk için bilim üretmek olan üniversiteleri göreve çağırıyoruz. Ortak örgütlülüğümüzde söz; suyuna toprağına, ormanına, yaşamına, emeğine sahip çıkan ve diğer tüm canlıların da hakkını savunan halkındır. Biz; haklıyız meşruyuz kazanacağız. Anadolu’nun dört bir yanında sularına, ormanlarına, toprağa, doğaya emeklerine sahip çıkmak için mücadele edenlere sesleniyoruz: Direnişiniz direnişimizdir, mücadelemiz sularımız ve doğa meta olmaktan çıkarılana kadar sürecektir; zafere kadar, kazanana kadar… SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNE HAYIR PLATFORMU BİLEŞENLERİ VE FORUM ETKİNLİĞİNE KATILANLAR |






TMMOB 42. Olağan Genel Kurul'u 31 Mayıs-3 Haziran 2012 tarihlerinde toplanıyor.