Genel
|
Perşembe, 03 Mayıs 2012 16:23 |
Bilindiği üzere Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul’da 6-7 Temmuz tarihlerinde “Veblen, Kapitalizm ve Akılcı Bir İktisadi Düzen için Olanaklar Başlığıyla” bir sempozyum gerçekleştiriyor. Sempozyumun düzenlenmesine hasbelkader bir ucundan eklenmiş, akademik içeriğinin şekillenmesinde sorumluluk almış bir kişi olarak, “kimdir bu Veblen?” muammasını çözmek adına bir süredir bir dizi söyleşiler yapmaktayım. EMO’nun sağladığı ortamlarda Ankara’da başlayan, Bursa ve İzmir ile devam eden ve şimdilik Adana’da bittiği izlenimini veren bu serüven boyunca Veblen’in bir hicivci olduğunu söyleyip durdum. İzmir EMO’nun benden istediği bu kısa tanıtım yazısına da aynı noktadan giriş yapayım. Veblen bir hicivciydi. Ancak kimseyle alay etmiyordu. O, kelimenin gerçek anlamıyla bir taşlamacıydı. Veblen’in taşlamaları bilime dayanıyordu. Bilimin nesnelliğine güveni tam olduğundan taşlamalarının haksız olmadığına inanıyordu. Haksızlık yapan o değil, bizdik. Ona göre, özel mülkiyetin varlığını sürdürdüğü bütün zamanlarda ve mekânlarda insanlar birbirlerine büyük bir haksızlık yapıyorlardı. Tanımadıkları insanların değeri hakkında karar verirken, o insanların mülkiyetlerine bakıyorlardı. Bir kişi zenginse, iyidir, doğrudur, güzeldir sonucuna varıyorlardı. İnsanın ne olduğu, değerinin nasıl belirlenebileceği sorularını asırlardır aydınlatmaya çalışmış, ancak bir türlü belirgin bir sonuca varamamış dinlerin, felsefenin ve bilimin çözemediğini özel mülkiyet toplumu bir hamlede çözüvermişti: İnsanın değeri mülkiyeti ile ölçülür! Sonuç büyük bir haksızlık ve adaletsizlikti. Çünkü bu tür toplumlarda, bugünlerde popüler olan bir reklamdan hareketle söyleyecek olursak, insanlar “kontörleri kadar değil paraları kadar konuşuyordu”. İnsanların “paraları kadar konuştukları” ülkelerin başında ise kendisini dünyanın en gelişmiş ‘demokrasisi’ olarak vazeden Amerika Birleşik Devletleri, yani Veblen’in kendi memleketi, geliyordu.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Çarşamba, 18 Nisan 2012 15:19 |
|
HES’lerin doğaya ve yaşam alanlarına verdiği zararlar, HES’lere karşı mücadele edenler tarafından cümle aleme duyuruldu. Karadeniz Bölgesi’nin iç kesimlerinde meydana gelen sel ve heyelanlarda (1) HES’lerin de payının olduğu uzmanlar tarafından defalarca kanıtlandı. Yapıldığı bölgedeki köylerde yaşayanları mülksüzleştiren, geçim araçlarından eden (2) hatta başka bölgelere göçe zorlayan HES’lerin hayvan ve bitki türlerinin yaşam alanlarını yok ettiği (3) de, HES’lerle suyun kullanımının yerli ve yabancı sermayedarlara verildiği de malum. Ancak HES’lerin belki de en büyük zararı son günlerde iyice görünür hale geldi: HES’ler işçileri öldürüyor, köprüleri çökertiyor, insanların ölmesine neden oluyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Perşembe, 29 Mart 2012 23:40 |
|
Mimar baştan beri şöhret düşkünü. Öyle ki, uzun zaman tanrıyla özdeşleştiriliyor. İlk mimarlardan hep tanrısal figürler, yarı-tanrılar (demiourgos) gibi söz ediliyor. Tanrının eşi, Mısır Kraliçesi Hatşepsut’un mimarı Senmut, her şeyi biliyor ve peygamberlerin bütün yazdıklarını okuyabiliyor. Taşı ilk kez anıtsal ölçekte kullanmasıyla ölümsüzleşen mimar İmhotep’in yazdığı Tapınakların Temel Kitabı, önce tanrılarla birlikte yeryüzünden gökyüzüne uçuruluyor; ne var ki sonradan, mimarın gösterdiği mucize sayesinde gökyüzünden geri yeryüzüne, Memfis yakınlarında bir yere fırlatılıyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Çarşamba, 04 Ocak 2012 15:06 |
“Siyasal İktisat maddesinde; söz etmek zorunda olduğum ve hükümet adını verdiğim kamusal iktisat ile hükümranlık dediğim yüksek otoriteyi ayırmalarını rica ediyorum; ayrım, birinin yasa koyma hakkı bulunması ötekinin ise yalnızca icra gücünün olmasından kaynaklanır”(Rousseau’dan aktaran G.Agemben “Demokrasi Kavramı Üstüne Giriş Notu”, s 13) “Düzen düşkünlüğü ve kitleler karşısında duyulan korku –liberal ideolojinin temeli budur işte. Liberalizm için demokrasi terimi, en nihayetinde, tüccar despotizminin ve bu despotizmin dizginsiz rekabetinin takma burnundan başka bir şey değildir.” (D.Benssaid, “Daimi Skandal, s 15-16)
|
|
Devamını oku...
|
|
Çarşamba, 07 Eylül 2011 13:35 |
|
Yeni iletişim teknolojilerinin hızlı gelişimi sınıfsal mücadele ve örgütlülük konusunda günümüzde büyük sıkıntılar içerisinde olan emek örgütlerini değişime zorluyor. Bu süreçte hemen hemen herkes emek örgütlerinin internet teknolojisini, uluslarası ilişkileri daha etkin kullanması konusunda hem fikir durumda bulunuyor. Ancak diğer yandan da sendikaların örgütlenme biçimleri konusunda ciddi tartışmalar yürütülüyor. Tartışmalarda, internet sendikacılığı yaklaşımlarını savunanlar, emek örgütlerinin yok olmamak için yeni topluma ve bilgisayar teknolojisine uyumlanması gerektiğini vurguluyor ve emek örgütlerinin kökten bir değişikliğe gitmesi gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşımlara tepki duyanlar ise sendikaların sınıf örgütü olduğunun internet sendikacılığı yaklaşımlarıyla gölgelendiğini iddia ederek, teknolojik gelişimin piyasanın ihtiyaçlarına göre belirlendiğini ve teknolojinin toplumun kendi iktidar yapısını ürettiği değerlendirmelerinde bulunuyor. Ayrıca bu yaklaşımı savunanlar da teknolojiden yararlanılması gerektiğini söylerken, ancak teknolojinin ve teknolojik değişimin mücadeleci sendikacılıkla etkilenmesi gerektiğini savunuyor. |
|
Devamını oku...
|
|
Pazartesi, 11 Temmuz 2011 09:50 |
|
AKP hükümeti 2010 yılında çıkan Yenilenebilir Enerji Kanunu (YEK) ile HES'lere çok büyük bir teşvik verdi. 10 yıllık alım garantisi ve kilowatt-saat başına 0.073 dolar ya da 7.3 cent. Türk Lirası olarak ise bugün için 11.6 kuruş. Bu teşvik sermayedarların gözlerini döndürmüş durumda ve bu durum sonuç olarak vergi ve elektrik ücretleri üzerinden birilerini zengin etmek demek. Halkın bu temel ve alternatifi olmayan ürünü kullanma zorunluluğu sömürüye dönüştürüldü, şirketlere yeni ve garantili kâr alanı açıldı. Bu durum HES karşıtı mücadelenin suyun metalaşması ile birlikte dile getirilmesi gereken boyutlarından biri. |
|
Devamını oku...
|
|
Pazartesi, 27 Haziran 2011 13:22 |
|
Dün akşam (24 Haziran 2011, devletin resmi kanalı, Madımak’ın yıl dönümü yaklaşırken “Faili Meçhul” adlı sözde belgesel çalışmasıyla failleri belli olanları korudu, kolladı, akladı... |
|
Devamını oku...
|
|
Çarşamba, 15 Haziran 2011 02:10 |
|
Süt ve ürünlerinin tanıtıldığı bir reklâm filmindeki ineğin memelerinin müstehcen olarak nitelendirilebildiği bir yerde daha nelerin müstehcenlik nedeniyle yasaklanabileceğinin; BTK, dolayısıyla hükümetin elinde olması korku vericidir. Böyle bir gücü elinde tutan hükümetin, bu kadar belirsiz sınırları olan, muhalif politik unsurları barındıran içeriklere nasıl müdahale edebileceğini de ayrıca tartışmak gerekir |
|
Devamını oku...
|
|
Cumartesi, 04 Haziran 2011 21:42 |
|
Metin Öğretmeni aramızdan alan polis terörü kendini Ankara'da da gösterdi. Suyuna toprağına, yaşamına sahip çıkan ve başbakana ''hoşgeldin'' demeyen Hopa halkı üzerine tüm gücüyle saldıran devlet, bu saldırıları Ankara'da protesto eden kitleden öyle bir aldı ki hıncını...
Ankara polisi yine her zamanki Ankara polisiydi yine. 25 Kasım'da kadına yönelik şiddetle mücadele gününde, basın açıklaması yapmak isteyen kadınlara en sertinden şiddet uygulayan onlardı. DTCF içine fakülte yönetimine rağmen girip devrimci öğrencilere saldıran da yine onlardı.
Aynı Ankara polisi, Dilşat Aktaş'ın üzerine geçtiğimiz 3 ay içinde ikincisi daha da sert ve hasarlı olan iki organize saldırı düzenledi. İlki bundan 3 ay önce Yüksel Caddesinde gerçekleşti. TV'ler haber bültenlerinde, Dilşat'ın burnuna yediği ardı arkası gelmeyen polis yumruklarını dakikalarca gösterdi. |
|
Devamını oku...
|
|
Cumartesi, 04 Haziran 2011 21:40 |
|
Medya kuruşlarının, sunduğu haberlerle insanların dünyadaki gelişmeleri anlama, yaşananları anlamlandırma ve demokratik katılım için ihtiyacı olan tarafsız ve nesnel bilgiyi ürettiği ve dağıttığı iddia edilmektedir. Ancak haber içeriği de dahil olmak üzere ticari medya kuruluşları tarafından dolaşıma sokulan her türlü medya metninin egemenlerin mesajlarının ve değerlerinin meşrulaştırılmasına hizmet ettiği tartışmaları bir yana, ticari medya kuruluşlarının tarafsız ve nesnel bir kamusal tartışmanın mecrası olmaktan uzak olduğu açıktır. Neo-liberal piyasa sistemi içinde faaliyet gösteren ticari medya kuruşları, bir yandan birikimlerini ve kârlarını en çoğa çıkartmak amacıyla pazardaki faaliyetlerini biçimlendirmekte diğer taraftan da içinde bulunduğumuz dönemde sermaye birikiminin sağlandığı alanlardan biri olması dolayımıyla kapitalist sistemin devamına hizmet etmektedir. Kültür endüstrisinin en büyük parçası ve kamusal iletişimin en yaygın mecrası konumundaki medya kuruluşları üzerinde sermayenin egemenliği, medya içeriğinin emek karşıtı, kamusal faydadan ve toplumun farklı kesimlerinin hayatına dair bilgiyi ve sorunları aktarmaktan uzak bir nitelikte olmasıyla sonuçlanmakta; temsilde sınırlı, katılımcı, demokratik ve eşit olmayan bir iletişim ortamına neden olmaktadır. Medya endüstrisi en basit ifadesiyle ticari anlamda değil ancak meşruiyet ve kendisine biçilen toplumsal rolü yerine getirme anlamında bir kriz içindedir. |
|
Devamını oku...
|
|
|
|
|
<< Başlat < Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 1 > 5 |
|