| Kamusal Alanın Tasfiyesi Sürecinde Mühendislik Eğitimi ve Kimliği* - Elif Güven |
|
|
|
| Çarşamba, 08 Eylül 2010 16:32 |
|
Sanayi devrimi ,dolayısıyla kapitalizm ile çağdaş olan modern ‘mühendislik’ kavramı,Mühendislik bilgisi ve eğitimi , mühendis kimliği kapitalizm içerisinde değişen üretim süreçleri ile birlikte dönüşüm geçirmektedir. Sanayi devriminin başlangıcında bugünkü mühendislerin atalarını daha çok zanaatkârlar içerisinde aramak gerekmektedir. Bu sebeple sanayi devrimimin başlangıcındaki modern anlamda mühendisliğin ataları için ‘ zanaatkar mühendis ‘ terimi sıkça kullanılmaktadır. Dönemin zanaatkarlarını Braverman ‘çalışmakta olan zanaatkar, zanaatın gündelik uygulaması içerisinde kendi döneminin teknik bilimsel bilgisi ile bağlıydı. Çıraklık yaygın bir biçimde cebir geometri ve trigonometri dahil matematiğe, zanaata özgü maddelerin özellik ve kökenlerine , fizik bilimlerine ve mekanik çizimlere dair bir eğitimi içeriyordu’(1) diye açıklamaktadır.
Zanaatkar emeğinin ücretlerinin emek maliyetleri arttırması ve sermayenin üretim sürecinin bilgisine sahip olmadan denetim altına alamamasının da etkileri ile tekelci kapitalizmin erken evrelerinde Adam Smith ve Taylor’ un yeni kapitalist işbölümü tezleri ağırlık kazandı. Kapitalist işbölümü her türlü vasfı imha etmek için ; üretim sürecini bütünlüğünden kopararak olabildiğince küçük parçalara ve işçinin sadece tekrarlı ve basit el hareketleri ile yapabileceği şekilde parçalamakta, kavrayış ve uygulama birbirinden ayrılarak, üretim süreci üzerinde zanaatkarın bütün bilgisi elinden alınarak üretimin bilgisi ve denetimi sermayenin eline geçmektedir. Kafa ve kol emeğinin ayrışması olarak da yaşanan bu süreç işçiyi üretim sürecindeki küçük ve basit bir işlemi tekrar ederek ürettiği ürünün bilgisine yabancılaştırırken, üretim sürecine dair kapsamlı bir bilgi ve sürecin tamamını kavrayabilme artık sadece sermayenin ve genellikle yönetici konumundaki az sayıdaki insanın denetimine geçmektedir. Belki de bugün kafamızdaki imgenin karşılığı olarak mühendisten ancak kapitalizmin tekelci evresinde ulaştığı bu süreçte bahsedebiliriz. Bu parçalanma aslında teknik elemanları, sürecin bütünü hakkında tüm bilgiden kopartarak parçalar hakkında ‘uzmanlaştırdı’. Neo- liberal dönemin çalışma hayatımıza kazandırdığı kariyerizm, ömür boyu eğitim ve mühendislerin hayatına sokulan uzmanlık, yetkili yetkin mühendislik vb. kavramalar bu açıdan tam da kapitalizmin iş bölümü yasası ile uyuşmaktadır. Burada yazımızın kapsamını aşmakla birlikte bu kavram ile ilgili birkaç not düşmekte yarar var. Mühendislerin hayatına giren bu yeni kavramları, kapitalizmin verili koşulları ile ilişkileri kurulmadan, sadece yaptığı işte ehil olan işini iyi bilen ve kendini ömür boyu teknik olarak eğiterek kendini yenileyen bir mühendis tipolojisi şeklinde tartışmak mümkün değildir. Öncelikle kapitalist iş bölümünün devam ettiği bir süreçte bir mühendis için uzmanlaşma kavramının, süreç hakkında bütünlüklü bir bilgi ve denetime sahip bir mühendisi değil, sürecin çoklu parçaları içerisinde birisi hakkında derinlikli bilgiye sahip bir mühendisi ifade etmektedir. Bu derinlik tıpkı tekelci kapitalizmin erken evrelerinde ‘ vasıflı işçiler’ için tariflendiği gibi çoğunlukla 2-3 gün yada birkaç hafta içerisinde pekala öğrenilebilen işleri içermektedir. Uzman, sertifikalı mühendisler yaratmak konusundaki yöntemin kapitalist işbölümünün işçiler üzerinde yarattığı bilgisizliği örtbas etmek için geliştirilen yöntem ile benzerliği dikkat çekicidir. Sertifikasyon ile sağlanılan mühendislik bilgisindeki standardizasyon, birbirinin aynı bilgiye sahip bir mühendis ordusu yaratmakta ve zaten süreç hakkındaki hakimiyetini-dolayısıyla önemini- kaybeden ya da kaybetmekte olan mühendislerin tüm yaratıcı süreçleri baltalanarak ,sermaye açısından pekala aynı sertifikaya sahip başka bir mühendisi de seçerek işlerini aksatmadan devam ettirmesini sağlamaktadır. Kapitalizmin verdiği tarihsel bir taviz olarak keynesyen dönem emeğin yeniden üretim sürecinin kamu kaynakları tarafından ücretsiz ya da maliyetine karşılanmasını içeriyordu. Neo- liberal dönem ile birlikte vahşi kapitalizm dönemine dönen sermaye, bu zamana kadar kendi kar alanına açılmayan kamusal alanı tasfiye ederek ele geçirmeye başladı. Kamusal alan mühendislik bilgisi açısından;Elektrik enerjisinin üretiminden, iletilmesi ve hane halkına sunumundan, sulama kanalları vasıtasıyla tarlaların sulanması yada hane halkının tüketimi için barajların oluşturulmasından, su tesisat sistemlerinin evlerimize kadar getirilmesine,arıtma ve kanalizasyon işlemlerinden, telekomünikasyon alt yapısının oluşumuna, karayolları, demiryolları ile ulaşımın sağlanmasından, maden işletmelerine, şeker çay fabrikaları vb ile gıda güveliğinin sağlanmasından, can güvenliği açısından gerekli olan kamusal denetimlerin yapılmasına vb. kadar geniş bir bölümü içermektedir. Mühendislerin yoğun olarak çalışması ve mühendislik bilgisinin önemli olduğu için teker teker sıralanan tüm bu kamusal alanlarda insanlığın yüzlerce yıllık bilgi birikimi dolaysız bir şekilde topluma geri döndürülmesi de sağlanabiliyordu. Tabiî ki keynesyen dönemi dört başı mağrur bir kamusal alan olarak tariflemek yada sosyal devlet kavramına sıkı sıkıya sarılmak niyetinde değiliz. Ancak bu alanların çoğunun bilgi ve denetiminin sermaye eline geçirilememiş olan son bilgi kaleleri olduğunu not düşmekte yarar var. Kamusal alanın tasfiyesi süreci halkın en temel ihtiyaçlarının metalaştırılarak halkın yoksullaştırılması ve çalışanların güvencesiz çalışma koşularına mahkum edilmesine yol açtığı kadar ve bir o kadar da önemli bir şekilde insanlığın bilgi ve birikiminin dolaysız bir şekilde toplumsallaştığı tek alanın, kamusal alanın bilgi ve denetimini sermayenin eline geçmesini sağlayarak bilgiyi onu üretenlerden çalınması sürecinin son ayağının da tamamlanıyor olduğunu göstermektedir. Mühendislik bilgi ve birikiminin parçalanarak denetim altına alındığı bu dönemde pek çok yöneticinin de kabul ettiği şey ‘ eğitimden elde edilen kazanımların zaten birçok iş kategorisinin ihtiyaçlarını aştığını ‘ kabul etmektedir. Ülkemizde de sermaye mühendislik eğitimi için sıklıkla dile getirdiği ‘çok fazla teorik bilgi okutuluyor bizim ihtiyacımız bu değil’ Sermayenin bu talepleri göz önüne alınarak bakanlar kurulunda görüşülerek 2010-2011 öğrenim yılında teknik eğitim fakültelerinin yerine ‘teknoloji fakülteleri’ açılması kararı vermiştir. Teknoloji fakülteleri ile amaçlananların yayınlandığı raporda; Mühendislik kavramı teori ve uygulama mühendisliği şeklinde ikiye bölerek, mühendislik formasyonunu parçalamakta ve bütünselliğinden kopararak akademik birikimi de engellemektedir. Raporda; Ar-Ge ve karmaşık tasarım işlerini mühendislik mezunlarının, imalat, test, değerlendirme, projelendirme gibi alanlar ise teknoloji mühendisliği mezunlarının çalışma alanları olarak tariflenmektedir. Tüm sermaye birikimi yeni teknoloji geliştirme değil de verili teknolojiler üzerinden montaj ve üretim yaparak uluslar arası tedarik zincirine eklenmek olan bir ülkede mevcut mühendis istihdamının %90 ının bugün teknoloji mühendislerinin çalışma alanı olarak tariflenen alan olduğu açıktır. Üretim süreci içerisinde Mühendislik bilgi ve denetiminin sermayenin eline geçerek ondan alındığı bu süreçte sermaye için kullanılmayan bilgi değer üretmeyen bir bilgi olarak değerlendirilmekte ve öğretilmesine gerek duyulmamaktadır artık. Evet mühendislerin büyük bir kitlesinin, üretim sürecindeki bilgi ve denetimi elinde bulundurdukları şanslı bir azınlık olduğu dönemlerde, tam sermayenin yaratmak istediği kutuplaşmaya uyarak aslında kendiside ücretli bir çalışan olmasına rağmen saflarını pek de işçi sınıfından yana seçmediği doğrudur. Ama tarihsel olarak tam da mühendislerin derin bir işçileşme sürecine girdikleri bu dönemde artık bu bilgiyi ellerinde tutmalarına da izin verilmemektedir. Mühendislerin üretim sürecine dair bu bilgi ve denetimine sermaye tarafından el konuluşu süreci tamamlandığında, bu bilgi ve denetim artık saf ve vekilsiz bir şekilde sermayeye geçecek ve geri dönülemez sonuçlar yaratacaktır. Burada Braverman’ın Emek ve Tekelci Sermaye kitabında işçinin üretilen ürün hakkındaki tüm bilgi ve denetimine tekelci sermaye tarafından el konuluşunun tarihsel sürecini izlerken hissettiğim tüm öfke ve isyan duygularının arasında sadece ‘vasıf hakkında son bir not ‘ kısmında okuduğum bir bölüm bende bir gülümseme, umut ve heyacan yaratmıştı. Şöyle diyor Braverman; Evet Veblen sermaye sınıfını asalaklar olarak adlandırdığında mühendislere bir çağrı yapmıştı; ‘ bütün mühendisler iktidara!’, bir mühendis olarak Braverman’ın bu satırlarını okurken ben başka bir çağrıyı işittim. DİPNOTLAR Elif Güven Makina Mühendisi *Bu bildiri Karaburun Bilim Kongresi'nde Mühendislik ve Akademi oturumunda sunulmuştur. |





